HERKESİN BİR MAHPUSLUĞU VARDIR. BİR DE GERÇEKTEN YATMANIN SEKTE-İ KALBİ

31 Ekim 2022 Saat: 17:36
Dr. Koray TOPÇU

Tıp fakültesinde öğrenciydim. Tiyatro eğitimim nedeniyle belediye konservatuarında yönetmenliğe başlamıştım. Savcılıktan aradılar. Adliyeye gideceğimi sanıyordum. Siyah renault toros beni alıp hapisaneye götürmüştü. Sigara kokan koridorlar, gri soğuk mazgallardan, yeşil demir kapılardan geçmiştim. Hapishane savcısının odasında oturmuş ve bir tiyatro oyununu çalıştırmamı istediklerinde kabul etmiştim. Üç ay süren çok önemli bir eğitimdi yaşadıklarım.  Bir mahkumun kalbinden geçenleri, yaşama bakışını, gardiyanların hayallerini, kuralları, kuralsızlıkları. Acılı bir yerdir cezaevi. Bir sigara dumanıdır, soğukta voltadır, malta da ağlamaktır. Hayatımın üç ayında cezaevi gerçeğini, gözlerimin önünde olanları hayatım boyunca hiç unutmadım.

Bir ay kadar önce Ercan Sarıçam odamdan içeri girip “doktorum kitap çıktı nihayet, okumanı ve eleştirilerini bekliyorum” deyip kitabı elime tutuşturunca uzun uzun kitabın kapağına baktım. Malta’yı biliyordum, Ercan Beyin cezaevi hikayesi olduğunu da. Korkuyordum. Saatler boyunca masamda durdu kitap. Korkuyordum çünkü mahpusluk çok zordur, çok zor anlatılır çok ta zor anlaşılır. İçimde bir merak ve heyecan. Yıllar  önce beraber tiyatro yaptığımız mahkumları hatırladım. Kitabı açtım okumaya başladım.

Bir cezaevi hikayesi olmaz, bir cezaevi anısı olur demiştim ve hiç tanıklıklarımı yazmaya kalkışmamıştım. Ne kadar doğru yapmışım. Ercan Sarıçam ile beraber başladı sanki mapusluğum. Okuduğum satırlar uzun yıllar boyunca unuttuklarımı, gri duvarları, yeşil kapıları, malta huzursuzluklarını yeniden bir tokat gibi yüzüme çarptı.Yumuşak, ön yargısız ama ilmek ilmek dokunarak yazılmış bir roman. Kirli koyu ve biçimsiz bir dünya da bile insan denilen canlının nasıl hayatı renklendirebileceğinin, hayallerin bu kadar övünmesiz  ama yalın ve güzel yazılabileceğini hissederek okudum ve  kitabı büyük bir iştahla tamamladım.

Orhan Kemal’in 72. Koğuşu, Kemal Tahir’in damağası, mahpusluğu anlatır, onlarca yazar cezaevinde konuk olmuştur. Türk edebiyatında bu kadar cezaevi görmüş yazara rağmen cezaevini yazmıyor olması boşuna değildir. Çünkü cezaevi sinematografik olarak çok güçlü bir mekandır  ama edebi olarak  zor bir yerdir zor yazılır. Ercan Sarıçam gazeteciliğinin getirdiği donanımı, yüreğinin sesi ile birleştirmiş. Tiyatro yapmasının cesareti ile düz cümleleri maharetle birbirine ulamış, betimlediği mekanları, gözlemlerini bir anlatıcı tadında aktarmış. Sonuçta belki son yılların en güzel mahpusluk öyküsü çıkmış ortaya. Malta Gezgini, yazarının cesareti ile yapmacıklıktan uzak, bizden bir insan hikayesi. Yüreğine sağlık Ercan Sarıçam.

YORUMLAR

Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları