Ne Rusçuluk Ne Amerikancılık! Sadece Türkiyecilik!

25 Haziran 2022 Saat: 11:37
Fevzi KILINÇDOĞAN (Eğitimci)

Son zamanlarda dış politika oldukça hareketli.
Tabi bu hareketliliğin temel amacı küresel güçlerin dünyaya nizam verme çabasıdır.
Bu, aslında Türk İslam Medeniyeti’nin altın çağını yaşadığı dönemlerde “Nizam-ı Alem” olarak Türklerin geleneksel dış politikasında yer alan vizyoner bir bakıştı. Ama bir zamanlar..
Özellikle 17.Yüzyıl sonlarından itibaren, maalesef, bırakın Nizam-ı Alem düsturuna sahip olmayı Batılıların yeni nizamlarına karşı bir duruşu dahi cesurca sergileyemediğimiz ortada..
 Tabi 20.Yüzyılın başlarında Batılılara karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen mücadeleyi saymazsak..
Türkiye’nin kuruluş yıllarını bir kenara bırakırsak, tüm kurumlarıyla, rejimiyle oturan Türkiye’nin ilk yıllarından “11 Eylül  olayına  kadar” olan dönemde Batılı emperyallerin çerçevelediği vizyonun dışında özgün iradeli bir bakış açısına sahip olmadığımızı veya olamadığımızı kimse inkâr edemez.
11 Eylül sonrası ABD ve takipçisi İngiltere’nin pervasız dış politikaları, 11 Eylül sonrasında Türkiye’nin dış politika ufkunu genişletmesine, dahası çok boyutlu dış politikaya yönelmesine vesile oldu.
Bu çok boyutlu dış politika, günümüzde de adeta “aktivist bir dış politika”ile taçlandırılıyor, daha önceki doğru/yanlış politikalardan elde edilen tecrübelerle Dünya politikasında söz sahibi oluyor.
İşte; Türkiye’nin 11 Eylül’den bu yana tecrübe edindiği dış politikasının özünde, dışa açıklık ve  proaktif politika yer almaktadır.
Yine edinilen büyük tecrübelerden biri de “Stratejik derinlik” ve “sıfır sorunlu komşuluk” stratejilerinin aslında öngörüden uzak, hayal mahsulü politikalar olduğu gerçeğidir.
“Genişletilmiş Avrasya” olarak bilinen “Büyük Ortadoğu Projesinin” hedefi olan bölgenin göbeğinde yer alan Türkiye’ye rağmen hiçbir projenin yürütülebilir olmadığını belgeleyen temel unsur da aslında bu tecrübenin, çok yönlülüğün, açıklılığın bir sonucudur.
On yıllar boyunca Asyalılık ve Avrupalılık arasında gidip gelen Türkiye’nin, son dönemlerde gösterdiği politik kararlılık, özgünlük, menfaatlerini koruma noktasındaki başarıları, Türk vatandaşlarını, artık “Asyalılık” veya “Avrupalılık” noktasında değil de “Türkiyecilik” noktasında birleştirmeye sevk ettiği açık.
Tabi bu “birleşimi” sosyal medya platformlarında göremeyebiliriz. Hatta bu platformlarda tam aksi yönelmeleri de görebiliriz. Lakin bu gördüklerimizin okyanusta damla sayılamayacak boyutta küçük ayrılıklar olduğundan emin olun.
Bu platformlarda ülkeniz adına çok daha acı verici paylaşımlar da görebilirsiniz. Örneğin Türk-Yunan ilişkilerinin, Yunan Başbakanı’nın “ikili tavrı” nedeniyle gerginleştiği bu konjonktürde “Edirne’yi Enver alacağına Bulgar alsın” anlayışlarına da rastlayabilirsiniz.
Bu anlayışların, Türk Milleti’nin karakterini yansıtmadığını hatta Türk Milleti’nin yüzyıllar boyunca kendi içlerinde bu tür karakter(siz)lerle mücadele ettiğini hepimiz biliyoruz.
Türkiye’nin mevcut konjonktürde Yunanistan’ın Lozan ve Paris Anlaşmalarına aykırı olarak silahlandırdığı adalar üzerinde tasarrufta bulunmak için harekete geçmesi gerektiğini bu meseleler tırmanmadan günler önce yazmıştım. Ve bunu aynen bu yazıda da dile getirmem de hiçbir mahsur yok.
Her ne kadar içimizdeki “Avrupa ’sız”, hatta “Yunan ’sız” nefes almakta zorlanan “dış politika korkaklarının” sesleri “gerek yok tarzında” olsa da, her ne kadar vizyonsuz karakterlerinin önceki versiyonlarının beceriksizliğini, başarısızlığını şuan ki iktidarın telafi edecek olmasından rahatsız olsalar da bu olgu bizim bekamızın önünde set olmayacaktır.
Yıllarca bolluk, bereket dehlizinde sadece uyuyan bir ülke olarak artık bizim “Mavi Vatan”  anlayışımız bizi uyandıracak kadar milli, yanı başımızdaki terör koridorlarını yıkan operasyonlarımız bizi gururlandıracak kadar yerli ve sınırlarımızı ötesinde çıkarlarımızı arayan Mehmetçiğimizin mücadelesi de bizi cesaretlendirecek kadar kahramancadır.
Ayrıca “Çırpınırdı Karadeniz,; bakıp Türk’ün bayrağına” dizelerini tarihin tozlu raflarına kaldıran sondaj gemilerimizin, artık Karadeniz’in çırpınmasına aldırış etmeden yaptığı ve başarılı sonuçlar getiren çalışmaları, Karadeniz’in artık Türk Bayrağı’na bakarken çırpınmasını değil, sakinleşip önünde eğilmesini sağlamıştır.
Bu duruma gelmek için ödenen bedelleri, buz dağının görünen yüzündekiler kadarıyla bilen millet olarak bizler unutmayalım ki; ne Rusçuyuz,ne Amerikancıyız,ne Çinciyiz ne de BOP’luyuz. Biz Türkiyeci olduğumuz için bu gün NATO’nun da, Avrupa’nın da “hakkını arayan gururlu ve inatçı aktörleriyiz.”
Ez Cümle:
Türkiye mevcut tehdit algılamaları ve güçlü bir gelecek için yeni kurulan dünyada milli, bağımsız ve kendi inisiyatifleri çerçevesinde geliştirdiği yol haritasıyla yerini almaya çalışıyor ve bu çalışması esnasında ülkesine, herkesin ama herkesin “iktidar ayrımı yapmaksızın” (iç politikada sonuna kadar mücadele edilebilir) destek çıkması vatani görevidir.

YORUMLAR

Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları