“Kara zihniyet”: Faşizm

23 Temmuz 2022 Saat: 18:21
Fevzi KILINÇDOĞAN (Eğitimci)

Faşizmin yüzü 1930'lar ve 40'lardan bu yana çok bir değişikliğe uğramadı; en azından karakter açısından. Belki değişen tek şey faşizmin modernliğe ayak uydurmasıydı.

Mesela 1948'de Oswald Mosley tarafından kurulan Birlik Hareketi ve 1968'de kurulan İngiliz Hareketi gibi gruplar 1930'ların taktiklerini kullanmak istediler.

O dönemde de bir çoğu “ırkçı” bir göç karşıtı söylemine sarılmışlardı. Tıpkı bu dönemde olduğu gibi.

O dönemde olduğu gibi bu sert faşist söylemlerle sokak haydutları oluşturmaya çalıştılar.Tıpkı bu dönemde olduğu gibi.

Bu haydutlardan Mussolini’nin “Kara Gömleklileri” gibi bir yürüyüş bu konjonktürde pek etkili olmayacağından sokak sokak, esnaf esnaf gezip içlerindeki “kara nefret”lerini kusmayı tercih ediyorlar.

Nerdeyse Dünyanın her gelişmiş ülkesinde kendilerine sınırlı da olsa destek bulan bu “kara zihniyet”tıpkı  1930’larda olduğu gibi  ekonomik sıkıntılardan kendilerine pay çıkarmaya çalışıyor.

Vadettikleri şey, mevcut haliyle uyguladıklarından çok farklı değildir aslında. Onların milletsever, vatansever olduklarını düşünmek aptallık değilse de cahilliktir, tutarsızlıktır.

Dünyanın herhangi bir ülkesinde bu “kara zihniyet”in yöneteceği ülke 1930’ların İtalya’sından farklı olmayacaktır; yöneticisi ise adını Meksikalı bir devrimciden alan Mussoloni’den.

Tarihler 1938’i gösterdiğinde Dünya Kupası maçları oynanıyordu. Halkına “kağıttan papatyalar” dağıtan Mussolini bu kupayı kazanmayı şart koşmuştu sporcularına.

Her ne kadar 1934’te şaibeli bir kupa kazandırdıysa sporcularına bu defa da ne pahasına olursa olsun bunu kazanmalıydılar.

Nitekim Mussolini de sporcularına gönderdiği mesajda  “Vincere o morire”  demişti. Yani “Ya kazanın ya da ölün”

İşte sporadahi fşist ruhunu üfleyenlerin gelecekte Dünya’yı ne hale getirdiklerini gördük. Dahası kendi acınası sonlarına tarihin nasıl büyük bir zevkle şahitlik yaptığını da.. Ama yine de bir çok “sokak haydutu” faşistin hayatını kurtaran, yine faşizm karşısında dik durabilenler oldu.

Buna en bariz örnek yukarıda bahsettiğim maçın sonucundaki kısa bir anekdottu:

Finalde Macaristan’la eşleşmişlerdi. Macar kaleci Antal Szabo 4 gol yemişti.

Kendisine “bu golleri neden yedin” diye sorulduğunda “4 gol yemiş olabilirim ama en azından (İtalyan futbolcuların) hayatlarını kurtardım.” Cevabını vermişti.

BU dönem faşist liderlerin en büyük farkı bot yerine alımlı ve topuklu ayakkabılar, üniforma yerine takım elbise, kravat, ellerinde jop yerine çözünürlüğü yüksek kamerası olan cep telefonları vardır. Bu farklılıklar tamamen kamuflajdır;aslolan şeyler içlerinde saklıdır.

Ama bu dönemin açlık ve yoksulluk boyutlarının, kendilerini kamufle eden bu insanların takipçilerini gittikçe çoğalttığını üzülerek görüyoruz.

Hoş; ülkemizde diğer ülkelerdeki gibi, örneğin Fransa’daki  “Fransız Ulusal Cephesi” nin sürüklediği kitle kadar büyük bir kitleyi sürükleyecek faşist ortam henüz oluşmuş değildir.

Falist liderlerin hayatlarına bakıldığında ya babalarının  izinden gittiklerini görürsünüz, yahut çocuklarında onları kullanan yetişkinlerin izinden..

Örneğin Fransa’daki “Ulusal Cephe” 1972'de Marine Le Pen'in babası Jean-Marie Le Pen tarafından kuruldu. Temelleri büyük ölçüde Cezayir'deki sömürge savaşının eski askeri destekçilerinden oluşan bir grup küçük faşist grubu bir araya getirdi.

Bunların birçoğu 1960'larda Cezayir ve Fransa'da yüzlerce terör saldırısı ve binlerce cinayet işleyen OAS (Silahlı Gizli Örgüt) örgütünün üyeleriydi.

Başka örnekler de vermek mümkün. Hatta ülkemizdeki bir gurup ırkçılar için de..Ama “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!”sözünden hareketle fazla kurcalamayalım..

Günümüzün” modern faşistleri” de klasik faşistler gibi bir çok değer satmayı politikalarının vazgeçilmezi olarak görürler.

Söz gelimi Avrupa faşistleri “Holoskot inkârını”, antisemitizmi hatta “İslamıfobiyi” albenisi olan cümlelerle satmaya kalkarlar.

Bizdeki faşistlerin de genel anlamda satışa çıkaracakları çok şeyleri vardı; ırkçılık karşıtı hadisleri, ayetleri, sözde hümanist davranışları, hayvan haklarını, Türk vatandaşlığı kimliğinin uğradığı sözde haksızlıkları, siyasi iktidara olan kinlerinin döktürdüğü kamuflajlı özgürlük söylemlerini vs.

Bu satışları yaparken elbette detoksifikasyon” stratejisi izlemeyi ihmal etmezler. Yani kendi organizmalarını (ki organizmadan kastım karakterleri) her türlü zararlı olan maddelerden arındırmayı da çok iyi yaparlar.

Bizim toplum olarak farkımızı ise çoğunluğumuzun İslam’ın temel değerlerine olan bağlılığımız yahut inancımız. Nitekim toplumumuzda “ana veya baba akım medya” tarafından meşru siyasi yelpazenin bir parçası olarak gösterilmemiştir;çünkü rağbet görmeyeceği bilinir.

Ancak unutmayalım ki faşist hareketler uzun vadede sonuç alınmak üzere kurgulanmış hareketlerdir. Şimdilik rağbet görmemesi, ileride görmeyeceği anlamına da gelmez.

Eğer dikkate alınıp gerekli önlenmeler alınmazsa İleriki zamanlarda bir anda etrafımızı saran “Kara Gömlekliler” benzeri  sokak haydutları kuşatabilir.

Son olarak yüce önderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed(SAV)’in bir sözüne yer vereyim:

"Kim ırkçılık propagandası yaparak veya kabileciliğe/ırkçılığa destek vererek yoldan çıkmış bir topluluğun bayrağı altında öldürülürse, onun ölümü cahiliye ehlinin ölümü gibidir."

Vesselam

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Lütfen Resimdeki kodu yazınız