
Akşamüstü Rüyası beklemenin şiiridir. Ama durağın, donuk bir bekleyiş değil. Uyar'ın bekleyişinde bütün yollar, bütün istasyonlar, bütün limanlar gizlidir. Şiiri okurken insan, hareket eden gemilerden ziyade kıyıda kalan adamı hatırlar. Çünkü Turgut Uyar asıl hikâyenin peşindedir: Kalmanın ağırlığını omuzlarında taşıyanların hikâyesi...
Akşam, Türk şiirinde çoğu zaman bir geçiş vaktidir. Gün çekilirken insan da kendi içine çekilir. Gündüzün gürültüsü diner, insanın sesi çoğalır. Uyar'ın şiirinde de akşam, içerideki karanlığın saatidir. Büyük Saatin tik-takları yine karanlık için devrededir. Gemiler uzaklardan geçerken zamanın akıp gittiğini bir kez daha hatırlarız. Hayat, şairin önünden ağır ağır gider, biz ise Turgut Uyar ile Ahmet Haşim’in akrabalığına Terme’de bir kez daha denk geliriz. Ve Turgut Uyar gibi elimizden bakmaktan başka hiçbir şey gelmez.
Turgut Uyar külliyatını okuyan herkes o koca tik-takların arasında aslında derin bir sessizlik olduğunu görür. Eksikliği bile sessizce yaşar. Belki de bu yüzden Uyar’ın şiirlerinde büyük acılar bile gündelik hayatın sıradan ayrıntıları arasında dolaşır. Bir köprü, birkaç kamyon, işçiler, yakılan bir sigara... Bunlar hem onun hem de bizlerin üzerine çöken akşamın tanıklarıdır. Büyük yalnızlıklar küçük ayrıntıların arasına yerleşmiştir.
Şairin kendisine "Uyan Turgut'um..." diye seslenmesi de bundan olsa gerek. İnsan bazen kendi rüyasının içinden kendi sesiyle uyanır. Hayatın en acı tarafı da budur; insanı gerçekle baş başa bırakan yine kendisidir. Bir düş kurarız, sonra onu ilk bozan yine kendi aklımız/muhayyilemiz olur.
Terme'nin şiirdeki yeri de tam burada anlam kazanır. Yani insanın içinde taşıdığı sınırlılığın adı olarak... Turgut Uyar kısa veya uzun fark etmeksizin yaşadığı, deneyimlediği her yeri basit bir coğrafyadan çıkararak bir ruh hâline dönüşür. Orada bulunmanın ağırlığını yazar. Gemileri aşar, insanın rn geniş manzarasına, kendisine, kendi içine varır.
Akşamüstü Rüyası, Turgut Uyar birçok şiirinin yanında büyük iddiaları olmayan metinlerdendir. Yine de aradan geçen bunca yıl sonra daha da derinleştiğine şahit oluyoruz. Peki neden?. Çünkü çağlar değişse de insanın geç kalmışlık hissi değişmez. Hepimizin önünden bir şeyler geçer: Bir tren, bir vapur, bir fırsat, bir aşk, bir gençlik... Biz ise bunlarım arkasından sadece bakmakla yetiniriz. Uyar'ın şiiri tam da bu bakışın şiiridir.
Şiirin sonunda söylenen "Ben de gelirim." ifadesi hiçbir zaman bir yolculuk vaadi olarak okunamaz. Olsa olsa insanın kendine verdiği sözdür. Bir gün korkular azalınca, kaygılar hafifleyince, dünya biraz daha yaşanır olunca... O gün. Hep ertelenen, ama yine de insanı hayatta tutan o belirsiz gün.
Büyük şiirler (ve şairler de tabii) okurun sessizliğine yerleşir. Akşamüstü Rüyası yıllardır tam da bunu yapıyor. Gemiler çoktan geçti. Terme'nin köprüsünden başka kamyonlar geçti. Akşamlar birbirine karıştı. Fakat kıyıda duran o adam hâlâ orada. Belki biraz Turgut Uyar'dır, belki biraz biz...