O zamanki adı Diliskelesi'ydi. Dilovası henüz oluşmamıştı. E5'ten geçenler, İzocam olarak bilirdi.
Sene teee bilmem kaç. İlkokula gidiyorduk. Diliskelesi'nin haylaz çocuklarıydık. Bir o kadarda büyüklerine saygılı , kendi aramızda da sevgi doluyduk. Zaten topu topu 50 hane , bilemediniz 55 haneydik. Bunların 7-8 'i sahilde , bakkal Memet amcanın evinin olduğu yerdeydi. Bir de cami ve onun bitişiğinde ekmek fırını vardı, o yıllarda.
He işte , onun kenarında ise bizim Diliskelesi İlkokulu vardı. ( Şu an okulun yerinde Polisan tankları mevcut. )
Çocuktuk , öğrenciydik, ama öğrenecek çok şeyimiz vardı.
Çok şey de öğrenmiştik.
Ailemizden saygıyı , öğretmenlerimizden ahlakı, dürüstlüğü , insanları ve ülkemizi sevmeyi öğrenmiştik.
Çocuktuk...
Öğrenciydik.
Eğlenmeyi, gülmeyi , şakalaşmayı da öğreniyorduk.
Kulakları çınlasın Ali Kemal Baloğlu vardı. Karadenizin sert mizacını taşır , ama tüm sevecenliğini yansıtırdı bize. Yaramazlık yaptığımızda da kulaklarımızı çeker , canımız yanma pahasına da olsa sesimiz çıkmazdı. Elini öperdik.
Bir de Ağit Kaya vardı. Allah rahmet etsin, eğitmendi. Sonradan dünür olduk. Kızı Zeycan mahallenin en güzeliydi. O'nu da dayım Mehmet'e aldık. Yani Diliskelesi'nin en güzel kızı bana yenge olmuştu.
Derse geç kalınca, derste patavatsızlık yapınca, kendimizi derse vermeyince , normalde karıncayı bile incitmeyen Ağit ğretmenimiz celallenir, parmaklarımızın ölçüsünü tahta cetvelle alırdı. Çektiğimiz acıdan gözümüzden dökülen yaşla, burnumuzdan akan sümükler yere dökülürken havada buluşturdu.
Yine de elini öperdik öğretmenin.
Bir kış günü sığırcıklar yiyecek derdine düşmüştü, kardan neredeyse boyumuz görünmüyordu. Belki de Diliskelesi tarihinin ilk ve son zemherisiydi o yıl.
Düşe kalka , yuvarlana yuvarlana kendimizi zor attığımız okulun bahçesinde , Ağit öğretmenle göz göze geldik.
Gelmez olaydık...
Yerden avuçladığı gibi kartopuyu bize attı, geç kaldık diye.
5 veya 6 öğrenciydik. Bizde o refleksle karşılık verdik, kartopuyla. Bir anda MP5 şarjöründen çıkan mermi hızında öğretmeni kartopu yumağında sendelenip yere düşmesine sebep olduk.
Ardından hep birlikte koştuk, yerden kaldırdık Ağıt öğretmeni ve sırayla elinden öptük, sarıldık, tekrar elinden öptük.
" Öğretmenimiz bizim yüzümüzden yere düştü " diye müthiş bir vicdan azabı girdabıyla tanışmıştık.
O gün okul çıkışı evlerimize geldiğimizde, kartopu maceramız bizden önce evlere girmişti.
Annem Muhteber elinde maşa ile bahçe kapısında karşıladı beni.
Keza ; Yunus Kaya , Özcan Sarıçam , Bahçeli Bükrek , Miktat Aktaş, Cevdet Önal ve İsmail Özdemir 'in ana babaları da aynı şekilde karşılamıştı oğullarını.
O gün eşek sudan gelene kadar kimimiz maşa ile kimimiz terlikle , kimimiz süpürgeyle dayak yemiştik evlerimizde.
Suçumuz; öğretmenimize şakayla da olsa , eğlencesine de olsa kartopu ile vurmaktı.
Ailemizin gözünde çok büyük bir kabahat işlemiştik.
Öğretmene, öğretene, kendimizden büyük birine kartopu ile vurmuştuk. Saygısızlık, vefasızlık yapmıştık. Suçumuz buydu.
Allah'tan, sonradan Ağit öğretmenimiz evlerimizi gezdi de alilelerimizi teselli etti.
Bizler öyle öğrencilerdik. Öğretmenin elini öpen , öğretmenini üzünce evde dayak yiyen nesildik.
Çünkü biz, bir harf öğretenin değil kırk yıl , bir ömür boyu kölesi olan nesildik.
Öyle bir neslin mensubu olmaktan hep gurur duyduk.
İşte o yüzden Ali Kemalleri , Ağit öğretmenleri hiç unutmadık.