
Diyet Pazartesi Başlar, Biz Cumartesiden Yoruluruz. Diyet kararı, insanın kendine
attığı en ciddi mesajdır. Ama “gönderildi” olur, “okundu” olmaz. Her diyet Pazartesi başlar.
Cumartesi günü ise veda yemeği yapılır. “Son kez yiyorum” diye diye, yemeğin vedasını
değil, destanını yazarız. Sanki yemekle aramızda uzak mesafe ilişkisi var da ayrılıyoruz.
Pazartesi sabahı umutluyuz. Su içiyoruz, aynaya bakıyoruz,
“Bu sefer farklı” diyoruz. Öğlene doğru vücut alarm veriyor:
“Beni kandırıyorsun ama ben seni tanıyorum.” Salata yenir. Ama salata yenmez
aslında… Salata çekilir. Çatalla değil, iradeyle yenir. Yan masadan gelen tost kokusu,
insanın karakterini test eder. Bir de spor salonu vardır. İlk gün herkes çok motive. İkinci gün
kaslar konuşmaya başlar. Üçüncü gün vücut bir dilekçe hazırlar:
“Ben böyle bir şeye imza atmadım.” Diyet yaparken çevre de çok destek olur:
“Bir lokmadan bir şey olmaz.” Evet, olmaz. Ama o bir lokma, yanına arkadaşlarını da
getirir. En trajik an tartı anıdır. Tartıya çıkılır, sonuç görülür, sonra tartı suçlanır. Yer eğri,
hava nemli, terazi kesin bozuk.
Ama en güzeli şudur: Diyet bozulunca üzülmeyiz.
“Zaten çok zayıflamak istemiyordum” deriz. Bu da psikolojik savunma sanatının siyah
kuşağıdır. Sonuç olarak sevgili okur, biz kilo vermiyoruz… Kilo ile duygusal bağ kuruyoruz.
Kolay kolay bırakmıyoruz. Diyet bozulduktan sonra ilginç bir rahatlama gelir. Sanki bir suç
itiraf edilmiş, dosya kapanmıştır. Artık özgürsündür. Pizza masumdur, tatlı sadece “duygusal
destek”tir. Buna kaçamak deriz ama aslında bu düpedüz firardır. Diyet yaparken insanın
hafızası da değişir. Eskiden yemediğin şeyler birden “çocukluğumun tadı” olur. Poğaça değil
o; anı. Baklava şerbet değil; geçmiş. Böreği reddetmek, aile büyüklerine saygısızlık gibi
algılanır. Bir de “evde diyet” yapanlar vardır. Evde diyet, dışarıda karakter testidir. Menüye
bakılır, en hafif şey seçilir. Garson “Yanına patates ister misiniz?” diye sorar. İşte insanın
gerçek sınavı orasıdır. Hayat zaten zor, patatessiz daha da zor.
Sosyal medyada diyet yapanlar ayrı bir evren. Bir tabak salata fotoğrafı paylaşılır.
Altına “şükürler olsun” yazılır. Fotoğrafın dışında kalan pizza dilimleri ise kadraj dışıdır.
Onlar görünmez ama hissedilir. Ve mutlaka biri çıkar:
“Ben canım isteyince yiyorum, hiç kilo almıyorum.” Bu insanlar ya genetik mucizedir
ya da yalan söylemekte çok rahattır. Diyetin en tehlikeli cümlesi şudur:
“Bir haftada veriyorum ben.” O bir hafta geçer, kilo gitmez ama umut biraz incinir.
Sonuçta anlıyoruz ki mesele kilo değil. Mesele irade, sabır ve akşam 22.30’da “Bir şey
yemesem mi?” sorusuna verilen yanlış cevaptır. Yarın başlarız. Bugün zihinsel hazırlık
yapıyoruz. Bu da bir ilerlemedir.