OTOMATİK DÜZELTME İLE HAYATTA KALMA REHBERİ

20 Haziran 2026 Saat: 17:43
Göksel ERKILIÇ

Teknoloji dünyasının bize sunduğu en büyük illüzyon, telefonlarımızın bizi "anladığı" yalanıdır. Oysa günümüzün dijital dünyasında, elimizdeki o parlak camlı cihazların tek bir misyonu var: İnsanlık onurumuzu, gönder tuşuna bastığımız o saniyelik boşlukta yerle bir etmek.

Otomatik düzeltme (autocorrect) denilen bu "dijital şakacı", aslında kendi kendine eğlenen sadist bir yazar. Siz ciddi bir iş maili yazarken, o arkada kıs kıs gülüyor. Siz "Sayın Müdürüm" yazmaya çalışırken, o "Sayın Küfürüm" diye araya sızıyor. Siz "Toplantıya katılıyorum" diyeceksiniz, o "Toplantıya katı-yorum" diyerek sizi bir anda varoluşsal bir bunalıma sürüklüyor.

Bir yazar olarak en büyük korkum; edebi cümlelerimin, telefonumun "yazım zekası" tarafından "yemek siparişi" kıvamına getirilmesidir. Düşünsenize, birine tutkuyla bağlılığınızı anlatan edebi bir paragraf yazıyorsunuz; "Sana olan duygularım okyanuslar kadar derin" cümlesini, telefonunuz bir anda "Sana olan durgunluklarım okyanuslar kadar yerin" diye değiştiriyor. Karşı tarafın o anki "ne saçmalıyor bu?" bakışını, ekranın öbür ucundan o kadar net hissediyorsunuz ki, telefonu bir fırlatma silahı olarak kullanmaya başlıyorsunuz. İşin daha da komik tarafı, bu algoritmanın "hayatın her anını bir alışveriş listesine dönüştürme" tutkusu. "Annem eve gelince..." diye başlıyorsunuz, o "Annem eve gelince... elma, armut, tuvalet kağıdı" diye cümleyi tamamlıyor. Algoritma sanki beni bir birey olarak değil, sadece yürüyen bir alışveriş listesi olarak görüyor.

En trajik anlar ise, "hayat kurtarıcı" düzeltmelerin yaşandığı anlardır. Birinden özür dilerken "Çok üzgünüm" yerine "Çok süzgünüm" veya "Çok süzme yoğurdum" gibi, insanın tüm karizmasını bir çırpıda çizen cümlelerle karşılaşmak... İnsan, o mesajın ardından "Telefonum biraz sarhoş, kusura bakma" diye bir açıklama yaparken, aslında telefonuna bir "terbiye kursu" yazdırmak istiyor.

Yıllar önce Shakespeare "Olmak ya da olmamak" demişti. Bugün yaşasaydı, muhtemelen telefonu şu şekilde düzeltirdi: "Olmak ya da dolmak". Telefonlarımızın bizi getirdiği nokta bu; ne olduğumuzu değil, ne kadar saçmaladığımızı sorguladığımız bir dijital labirent.

Sonuç mu? Artık gönder tuşuna basmadan önce mesajımı, sanki bir anayasa değişikliği yapıyormuşum gibi defalarca kontrol ediyorum. Yine de o, klavyenin derinliklerinden sızıp "Seni seviyorum" cümlesini "Seni çeviriyorum" yaparak tüm romantik geceyi bir mutfak cihazı kullanım kılavuzuna çevirmeyi başarıyor.

Velhasıl kelam; akıllı telefonlar çok zeki olabilir ama ben, hatalı yazılmış bir "Seni ösledim" mesajının, düzeltilmiş bir "Seni özledim" mesajından daha fazla samimiyet taşıdığına inanıyorum. Çünkü en azından o hata, telefonun değil, doğrudan benim hatam. Ve inanın, telefonun algoritmasıyla "rezil olmaktansa", kendi doğal halimle rezil olmayı tercih ederim.

En azından o zaman, hatanın kaynağı bellidir: Bizzat ben. 

 

YORUMLAR

Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları