
Amerika’nın veya Avrupa ülkelerinin bakışı, hassasiyeti bizi ilgilendirmiyor. Onların damarlarındaki kanın rengi de bizi bağlamaz.
Vatansız, yurtsuz, duygusuz , kişiliksiz toplumların hisleri de umurumuzda değil. Bizim o yönde duygumuz baki.
Bizim için anlamı tartışma konusu olamaz, test götürmez. Zira bizim ‘ can ‘ dediğimiz, ‘ kan ‘ bellediğimiz en büyük değerdir.
Naylon, kağıt veya bez olması önemli değil..
Göndere çekilmesi, direğe bağlı olması, dağda taşta bulunması kafi. Daha da önemlisi; kalpte, beyinde, damarda olması yeterli. Namustur, şereftir. Bağımsızlığın sembolü, bir toplumun bölünmez bütünlüğünün ifadesidir. Hele de ''al'' ise… Üzerinde 'ay-yıldız' var ise. Kan'la kazanılmış ise.. Uğruna yüz binlerce şehit verilmiş ise… O, şanlıdır. Şan'a leke yakışmaz ülkede, namusa dil uzatılmaz ülkede, uğruna ölenler onun dalgalandığı toprak vatandır işte. Ebadı da önemli değil. 730 bin metrekare üzerini kaplar nasılsa. İt'in biri direğe çıkmış, belli ki göz koymuş namusa. Namussuzun biri. Velet olması mazeret değil. O'nu oraya iten itler malum..
Niyette aşikar. Kardeşliğe zarar vermeye, içten içe yıkmaya teşebbüs. Provokasyon. Kanla yazılmış, namus bellenmiş ay-yıldız'a el uzatmanın bedeli elbette sorulur. Lakin iki noktayı bilmeliyiz: 1- Bu bir provokasyondur 2- Bu bir şımarıklık ve verilmiş tavizlerin son haddidir. Bunu bilmemiz yeterli. Gelişmelere ona göre yaklaşmalı, tahriklere de alet olmadan önümüze bakmalıyız. Çok uzun yazmayacağım.
Bam telimize basılmış olmasına rağmen, bir 'puştluk'la karşı karşıya kalmamıza rağmen, sabır ve sükunet şimdilik . Demem o ki; Hani o indirmeye uğraştığın ''Bayrak'' var ya...
O işte , o şanlı Bayrak.
Hani direği var ya, tırmanırken kıçına giren o direk..
Bak, o direk kıçından çıkmayacak ilelebet.
O direğin, senin gibilerinin kıçına ihtiyacı var.